YENİDOĞAN TARAMA TESTLERİ
Uzm. Dr. Nilgün Karadağ
Doç Dr. Ayşegül Zenciroğlu
Çocuk sağlığı ve bakımı konusundaki gelişmeler
günümüzde hızlı bir değişim içine girmiştir. Çocukların çoğu sağlıklı bir
şekilde dünyaya gelir ve yaşar. Ancak çok az bebekte, belirtileri dış görünüş
olarak belli olmayan doğuştan hastalıklar görülebilir. Bu hastalıkların
bazıları bebekte zamanında tanı almadıkları taktirde zeka ve büyüme-gelişme
geriliğine yol açar. Bu nedenle yenidoğan bebeklere doğumdan sonra, “tarama
testi” olarak adlandırılan bazı testler yapılır. Bu testler, henüz belirti
vermemiş bazı hastalıkların önceden saptanmasında en etkin sağlık
hizmetlerinden birisini oluşturmaktadır. Tüm dünyada bu amaçla yenidoğan
bebeklere tarama testleri uygulanmaktadır.
Amaç erken dönemde tespit edilmesi halinde tedavisi yapılabilecek ve önemi
alınabilinecek hastalıkları tespit etmektir. Bu testler, Sağlık Bakanlığı
tarafından ücretsiz olarak üstlenilmiştir.
Dünyada en yaygın olarak taranan iki hastalık fenilketonüri ve hipotiroidi’dir. Bu iki hastalık yaşamın ilk haftalarında tespit
edilebilirse olumsuz sonuçlarının önlenmesi
sağlanabilir. Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı fenilketonüri, doğumsal hipotiroidi
ve biotinidaz eksikliği taramasını, bütün yenidoğan bebeklere ücretsiz olarak
yapmaktadır. Doğumsal hipotiroidide tiroid bezinin yeterli hormon yapamaması,
fenilketonüride ise artmış kan fenilalanin düzeyi söz konusudur. Her iki durum
da henüz beyne zarar vermeden saptanabilir ve tedavisi başlanırsa, zekâyı,
büyüme ve gelişmeyi etkileyen olumsuz sonuçlar önlenmiş olur. Doğumsal
hipotiroidide ağız yoluyla hemen verilmeye başlanan tiroid hormonlarıyla,
fenilketonüride ise diğer besinlerin kesilip fenilalanin içermeyen özel
besinler verilmesi ile beyin hasarı önlenir ve bebek normal bir yaşam sürer.
Sağlık Bakanlığı yenidoğan tarama programları kapsamında olan bu hastalıklara
daha yakından göz atalım.
Fenilketonüri: Anne
ve babadan bebeğe geçen, kalıtsal metabolik bir hastalıktır. Fenilalanin hidroksilaz enzimi eksikliği nedeniyle fenilalanin aminoasidinin yıkılmasında bozukluk vardır. Bu hastalıkta proteinlerin bir yapıtaşı
olan fenilalanin aminoasidi metabolize edilemez, kanda birikir, bebeğin hızla gelişmekte olan beyin dokusunu
etkiler ve geri dönüşümsüz beyin hasarı bırakır.ıÜü Erken tanı konulup, tedavi
başlanmayan bebeklerde hastalık bulguları, yaşamın 2-3. ayından itibaren
belirginleşmeye başlar. Açık saç ve cilt rengi, kusma, idrar ve terde küf
kokusu, kasılma nöbetleri, baş büyümesinde gerilik,
spastisite, ekzema benzeri cilt lezyonları başlıca bulgularını oluşturmaktadır.
Erken teşhis ve tedavi ile bu belirtilerin
oluşması önlenir. ıÜüAmerika
ve Avrupada görülme sıklığı 10.000-30.000 bebekte bir iken, Türkiye, Fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü
ülkelerden biridir (1/4500). Ülkemizde akraba evliliği oranlarının sık olması
bunun başlıca nedenidir. Tedavi olarak, özel mamalar ile fenilalaninden fakir diyet uygulanır.
Doğumsal hipotiroidi: Tiroid bezi tarafından salgılanan tiroid hormonunun, çeşitli
nedenlerle doğumdan itibaren eksik olmasıdır. Yenidoğan
döneminde en sık karşılaşılan endokrinolojik sorundur. Tiroid bezinin
olmaması, yetersiz tiroid hormonu
üretilmesi veya tiroid hormonu üretilmesinde
bozukluk sonucu ortaya çıkar. ıÜüDünya
genelinde sıklığı 3500-4000 canlı doğumda bir görülür. Ülkemizde ise doğumsal
hipotiroidi sıklığı 3344 canlı doğumda 1 bulunmuştur. ıÜüErken tanı ve tedaviyle kolaylıkla önlenebilen,
ama geç kalınırsa ağır zeka geriliği, büyüme geriliği ve cinsel gelişmeyle
ilgili sorunlara neden olan bir hastalıktır. ıÜüUzamış yenidoğan sarılığı, kas gevşekliği, ödemli, kaba
yüz görünümü, dil büyüklüğü, göbek fıtığı, cilt kuruluğu, guatr ve kabızlık,
doğumsal hipotiroidinin yenidoğan döneminde gözlenen başlıca klinik bulgularını
oluşturmaktadır. Tedavi olarak zamanında tiroid hormonu verilien bebeklerde sonuçlar
oldukça yüz güldürücüdür.
Biyotinidaz eksikliği: Önemli kalıtsal metabolik hastalıklardandır. Bu enzimin
eksikliği sonucunda, B grubu bir vitamin olan biyotinin işlenmesinde bozukluk
görülür. Tedavi edilmeyen hastalarda deri döküntüsü, kas zayıflığı, saç
dökülmesi, kasılma nöbetleri, sağırlık, körlük
ve gelişme geriliğine neden olup, ölümle sonuçlanabilir.
Tedavide biyotin verilir.
ıÜüTüm dünyada bu tarama testlerini gerçekleştiren
merkezler vardır. Ülkemizde de tarama programı, Sağlık Bakanlığı kontrolünde,
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile
Planlaması Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde yürütülmektedir. Hastaneler,
kendi kurumlarında doğan ve topuk kanı ilk 24 saatten önce alınan bebeklerin
ailelerini, ikinci topuk kanı örneğini aldırmak üzere, birinci basamak sağlık
kuruluşlarına (sağlık ocağı, aile hekimliği veya aile sağlığı merkezleri, AÇSAP
merkezleri ile toplum sağlığı merkezleri) gitmelerini sağlamak ile yükümlüdürler.
Bu birinci basamak sağlık kuruluşları da bölgelerinde bulunan veya kendilerine
kayıtlı olan yenidoğan bebekleri izlemek ve topuk kanlarının uygun koşullarda
alınıp alınmadığını sorgulamak, alınmadıysa topuk kanını alarak il Sağlık
Müdürlüklerine göndermekle yükümlüdürler.
Örnek toplamada “Guthrie” denilen yöntemden
yararlanılmaktadır. Bebek 48. saati doldurduktan sonra ilk bir hafta içinde
(3-5. günlerde) topuktan alınacak birkaç damla kan örneği ile bu hastalıklar
önceden saptanabilir. Doğumdan sonra, tercihen 3-4. günlerde topuktan alınan
kan örneği özel bir kurutma kağıdına emdirilir ve ana merkezlere gönderilir. İlk 24 saatte kan örneği alınmışsa, yalancı negatiflik
olasılığı nedeniyle 15 gün sonra ikinci örnek alınmalıdır.
Son yıllarda gelişen laboratuar
yöntemlerine paralel olarak birçok ülkede “Genişletilmiş Yenidoğan Taraması”
programına geçilmiştir. Tandem Mass Spektrometri cihazı ile uygulanan
genişletilmiş yenidoğan taramasında, tek bir damla kan örneğinde yağ asidi
oksidasyonu, karnitin döngüsü, aminoasid metabolizması ve üre döngüsü
bozukluklarından oluşan 35’in üzerinde hastalığın taraması yapılmaktadır. Ek
yöntemler uygulanarak biyotinidaz eksikliği, galaktozemi, doğumsal adrenal
hiperplazi, orak hücreli anemi, glukoz-6 fosfat-dehidrogenaz eksikliği gibi
hastalıklar da tarama programına eklenebilmektedir. Tarama programları
ülkemizde devlet sorumluluğunda yürütülmektedir. Yenidoğan tarama örneği,
hastaneden taburcu edilmeden önce alınmalıdır. Örnek alma zamanı ilk haftayı
geçmemelidir.
Test
sonuçlarının bildirimi
Topuk kanı test sonucunun “normal” çıkması halinde aileye herhangi bir haber
gelmeyecektir. Ancak bazen alınan kan miktarı yeterli gelmeyebilir, bu durumda
zaman kaybetmeden topuktan bir kez daha kan örneği alınmalıdır. İkinci test
için genellikle ilkini izleyen iki hafta içinde, bebeğin tekrar kan örneği
vermek üzere sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanmalıdır. Bu durumda vakit
kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması önem taşımaktadır. İkinci
kan tahlilinde de sonucun normal olması durumunda
yine haber aileye haber verilmeyecektir.
Duyu
Taramaları
İşitme taraması:
İşitme kaybı, 1.000 canlı doğumda 1-3 sıklıkla,
en yaygın görülen doğumsal duyu defektidir.
Yenidoğanlarda görülen işitme kaybı oranı %0.1-0.6 arasında değişmektedir.
İşitme Taraması Programı T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının
koordinasyonu ile 29.09.2000 tarihinde pilot program olarak başlatılmıştır.
2005 yılında ise Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü
tarafından yürütülmesi sağlanmıştır.
Sağlıklı çocuk izleminde işitme
sorunlarının erken saptanması, çocuğun var olan yetisinin tam kullanılabilmesi
ve engelli duruma düşmesinin engellenmesi açısından çok önemlidir. Bebeklerde işitme kaybı erken dönemde tanımlanıp
tedavi edilmediğinde, konuşma ve dil gelişimi zarar görür. İşitme değerlendirmesinde anne ve babanın değerlendirme ve
gözlemleri de büyük önem taşır. İkinci aşamada ise riskli bulunan bebeklerin
çeşitli testlerle taranması gelir. Ulusal yenidoğan işitme tarama
programları, OAE (Otoakustik Emisyon) ve ABR (Beyinsapı uyarılmış işitsel
potansiyelleri) kullanılarak, bebeğe herhangi girişimsel bir işlemin
yapılmadığı fizyolojik yöntemlerle sürdürülmektedir. Her yenidoğan bebek
mutlaka işitme taramasına yönlendirilmeli ve tarama yapılması sağlanmalıdır.
Görme taraması:
Hızlı gelişen bir organ olan göz ile
ilgili sorunların erken tanınıp saptanması, görme tembelliğinin (ambliyopi)
önlenmesinde önemlidir. Görme taramasında anne-babalardan alınan bilgiler ve
yapılan tarama testleri bizlere yardımcı olmaktadır. Bu amaçla doğumdan
itibaren tüm bebeklerde kırmızı refle testi yapılmaktadır. Bu test
retinoblastom ve katarakt değerlendirmesinde önem taşımaktadır. Aralıklı veya
sürekli olan göz kaymalarında ise 3. aydan sonra ayrıntılı göz muayenesi
yapılmalıdır.
Doğumsal kalça çıkığı açısından değerlendirme
Doğumsal kalça çıkığı (DKÇ),
ülkemizde sık görülen ve erken tanı konulup tedavi edilmesi halinde başarılı
sonuçlar alınabilen bir hastalıktır. İlk 3 ayda bebeklerin DKÇ açısından
değerlendirmelerinde fizik muayene temeldir. En geçerli yöntem Ortolani ve
Barlow manevralarının değerlendirildiği ayrıntılı bir muayenedir. Bu
muayenelerin yeterli olmadığı durumda ise kalça ultrasonografisi yapılmalı veya
büyük çocuklarda kalça grafisi çekilmelidir.
Tüm bu
testler yenidoğan döneminde henüz belirti vermemiş hastalıkların saptanmasında “tarama
testi” amacıyla günümüzde kullanılan en yaygın testleri
oluşturmaktadır.